LİBYA : Bulgar Hemşireler İdam Cezasından Kurtulamadı

thumb image

TRABLUS, 30 Ocak (IPS) – Libya’da geçen yıl 19 Aralık’ta idama mahkum edilen beş Bulgar hemşireden biri olan Nasya Nenova, hapsedildiği parmaklıkların arkasından &com;Bizi bırakmayın, burada öleceğiz&com; diye bağırıyordu.

Son sekiz yıldır aynı hücreyi paylaştığı Christiana Vulcheva, ona cesaret vermeye çalışsa da artık tüm kurtuluş umudunu yitirmek üzereydi.

Birkaç dakika sonra hakim Mahmud Hueysa mahkeme salonuna girdi ve kararı açıkladı. Arapça anlamayan beş hemşire sessiz bir şekilde bekliyordu. Onlarla birlikte yargılanan Filistinli doktor Eşref El-Kadjudj eğilerek mahkemenin kararını kulaklarına İngilizce fısıldadı: hepsi idam cezasına çarptırılmıştı.

Hemşireler korktuklarının başlarına geldiğini anlarken, hastanede HIV virüsü bulaşan Benghazzili 400 çocuğun mahkeme salonunda bulunan aileleri sevinçle ayağa fırlayarak &com;Allah-ü Ekber!&com; diye bağırıyordu.

Görevliler mahkumları hızla salondan çıkartırken Nasya, Bulgar avukatının, diplomatların ve gazetecilerin bulunduğu tarafa doğru korku dolu ve yardım isteyen gözlerle baktı.

Bu çalıştıkları çocuk hastanesinde bilerek bir AIDS salgınına yol açmaktan aldıkları ikinci idam cezasıydı. Beşi de iddiaları reddediyor ve dünyanın önde gelen uzmanları da suçlu olamayacaklarını söylüyor. Yetersiz hijyen koşullarına dikkat çeken insan hakları grupları salgının daha onlar hastaneye gelmeden başladığını vurguluyor.

Beş yıl önce onları ilk defa Tripoli cezaevinde ziyaret ettiğimde aralarında en suskun olan Nasya’ydı. Sorgu sırasında uygulanan işkence ve gardiyanların psikolojik baskısından kurtulmak için intihara teşebbüs ettiğini öğrenmiştim. Ağır bir travma geçirdiği açıktı.

Geçen yılın sonunda Judeyda cezaevinde tekrar ziyaretlerine gittiğimde de durum değişmemişti. Nasya hala en az konuşanlarıydı fakat bu defa işkence altında çözüldüğü için duyduğu fazladan sıkıntıyı da üzerinde taşıyordu. İtirafları zorla alınmıştı. Diğer hemşirelerin başlarına gelenler yüzünden birbirlerini suçlamaya başlamaları durumu daha da kötüleştiriyordu.

Libyalı savcılar iddialarını Nasya, Christiana ve Eşref’ten yoğun işkence altında aldıkları itiraflara dayandırıyorlardı.

Hücresinde benimle konuşurken neden itirafın altına imza attığını anlatan Nasya &com;Vücuduma elektrik verilmesine daha fazla dayanamadığım için ölmek istiyordum&com; dedi. &com;Albay Djuma Mishri’yi gördüğümde bana elektrik vereceklerini anlıyordum. Daha fazla dayanamadım; önüme Arapça yazılmış bir kağıt koydular ve ben de imzaladım&com;.

Beş hemşirenin her birinin gördükleri işkencelerle ilgili anlatacakları birbirinden korkunç hikayeleri var.

Savcının hastanede çalışan hemşireleri yönetmek ve onlara HIV virüsü bulunan kanları sağlamakla suçladığı Christiana Vulcheva &com;Artık ağlayamıyorum&com; dedi. &com;Eğer eğitimli bir ajan olsaydım çözülmezdim herhalde. Beni soyup demir bir ızgaraya yatırdılar. Kulaklarıma, kasığıma ve parmaklarıma kablolar bağladılar… Djuma Mishri? Evet işkencelerin çoğunu gerçekleştiren oydu ama vücudumdaki yara izlerinin müsebbibi başkası: Abdülmecid Shaul; cezaevinde onu ‘Kimyager’ diye çağırıyorlardı&com;.

Valya Chrevenyashka bana &com;Köpek Kulübeleri&com;nden bahsetti. Polis köpeklerinin eğitim aldığı ve hemşirelerin bir süre tutuklu kaldığı merkezden… Valentina Siropulo ise sopa ve hortumla dövüldüğünü anlattı. Bunlar Libya mahkemesinin kabul ettiği ifadelerin nasıl alındığını gösteren hikayeler.

Bu hikayelerin ortaya çıkmasının ardından tüm Bulgaristan hemşirelere destek olmak için birleşti. Rossen Markov’un tavrı ülkede gelişen desteğin ve dayanışmanın büyüklüğünü özetliyor.

Aylarca Sofya’daki Libya Büyükelçiliği’nin önünde kurduğu çadırda kalan Markov hemşireler ve ailelerine destek için kurulan bir derneğin yöneticiliğini yürütüyor. Bulgar bayrağının renklerinden oluşan yakasındaki rozette şöyle yazıyor: &com;Yalnız değilsiniz&com;.