if( has_post_thumbnail( $post_id ) ): ?>
endif; ?>
BROOKLİN, Kanada, 9 Şubat (IPS) – Bilim insanları iklim değişikliğini yaratan en önemli etkenlerden biri olan sera gazlarını geldikleri yere, toprağa geri gömmenin atılması gereken en önemli adımlardan biri olduğunu söylüyor.
Harvard Üniversitesi Çevre Merkezi direktörü Daniel Schrag, kömürle çalışan elektrik santrallerinden çıkan karbon dioksiti alıp tekrar yeraltına yada deniz dibine gömmeyi &com;önümüzdeki 100 yılda önümüzde duran en büyük sorun&com; diye tanımlıyor.
&com;Karbonu Yakalamaya Hazırlanırken&com; başlıklı raporda yazan Schrag’a göre kömür tüm dünyada önemli bir enerji kaynağı ve atmosferdeki CO2 emisyonlarının en önemli sebebi olmaya devam edecek. &com;Yüzyılın sonunda kömür tüm CO2 emisyonlarının yüzde 80’inin –bugünkü oranın iki katı- müsebbibi haline gelebilir&com;.
Kömür doğal gaza göre iki kat fazla emisyon üretiyor ama ucuz ve çok bulunan bir doğal kaynak. ABD, Hindistan ve Çin’in büyüyen enerji ihtiyaçlarıyla orantılı kömür rezervleri var. Binlerce yeni termik santralin kurulması kaçınılmaz görünüyor.
Schrag gibi CO2 emisyonlarını azaltmak için onu yakalayıp gömmenin işe yarayacağını savunan onlarca bilim insanı, çevreci ve politikacı bulunuyor.
Dünya Bankası Sürdürülebilir Kalkınma programı direktörü Robert Watson &com;Hindistan ve Çin gelecek emisyonlarını azaltmadığı sürece küresel iklim değişikliğini durduramayız&com; diyor. Perşembe günü bir basın toplantısında konuşan Watson sanayileşmiş ülkelerin karbon yakalama teknolojisi üzerine Hindistan ve Çin’le birlikte çalışması gerektiğini söyledi.
Öte yandan Kalgari, Alberta’dan bulunan ve çevre üzerine çalışan Pembina Enstitüsü’nden Mary Griffiths &com;emisyonları düşürmek için ilk seçeneğin karbon yakalama ve depolama olmadığını&com; belirtiyor.
&com;Bu ikinci hatta üçüncü seçenek bile değil. CO2 emisyonlarına sınırlama getirmek, enerji verimliliğini sağlamak, yenilenebilir enerji ve tutumlu kullanım çok daha etkili yöntemler&com;.
IPS’e konuşan Griffiths &com;İklim değişikliği çok önemli bir sorun ve çözüm için elimizde olan tüm araçları kullanmamız gerekli&com; dedi.
Bu araçlardan biri de tartışmalı &com;temiz&com; kömür teknolojisi. Termik santrallerden çıkan CO2’yi yakalamak için kullanılan kömürün özel bir kimyasal işlemden geçirilmesi veya gazlaştırılması gerekiyor. Schrag’a göre, her iki yöntem de fazladan enerji kullanımına yol açıyor ve maliyeti yüzde 50’yte varan oranda arttırıyor. Daha sonra da CO2’nin sıkıştırılması, taşınması ve yeraltında bir depoya pompalanması gerekli.
Araştırmalar yeterli yer altı depolama alanı bulunduğunu gösteriyor fakat bu tip alanlardan sızıntı olup olmayacağını hesaplayamıyor. Schrag her yıl milyonlarca ton CO2’nin depolanması ve birkaç bin yıl boyunca orada kalması gerektiğini söylüyor. Sızıntı olmaması için CO2’yi denizaltına depolamak çözüm olabilir fakar bu da çok pahalı bir yöntem. Bu uygulamanın henüz ticari uygulamaları yok ama yöntemin teknik olarak mümkün olduğunu gösteren birkaç deney var. En büyük proje Kanada’da da sürdürülüyor. Eski bir petrol alanına dört yıl boyunca Kuzey Dakota’daki kömür gazlandırma fabrikasından gelen beş milyon ton CO2 pompalandı. Proje Kanada, Avrupa Birliği, Japonya ve ABD tarafından destekleniyor.
Maliyetin yanı sıra bu yöntemle ilgili güvenlik sorunları da var. CO2 havadan daha ağır ve ölümcül bir gaz; 1986’da Nyos Gölü’nde yaşanan doğal felakette 1 700 kişi ölmüştü.
Kömür endüstrisinin çevreye etkileri bir yana, şu an en tartışmalı konu bu deneylerin maliyetini kimin karşılayacağı üzerine.
Griffiths &com;Hükümetler karbondioksit yakalama ve depolama teknolojisine yatırım yapmamalı, bu işi şirketler üstlenmeli&com; diyor.
&com;Hükümetler CO2 emisyonlarına sınır koymalı ve böylece bu tip teknolojiler için bir Pazar oluşmasını sağlamalı&com; diye ekledi.
Şu an Kuzey Amerika’da böyle bir sınırlama bulunmuyor. Avrupa’da sınırlama var fakat oluşan pazarda CO2 fiyatları bu tip araştırmaları özendirmek için çok düşük seviyede. Schrag, bu duruma güvenlik sorunlarını da ekleyince şirketlerin uzun dönemli yatırım yapmaktan kaçınacağını belirtiyor.
FutureGen, George W. Bush yönetiminin ısrarla üzerinde çalıştığı hemen hemen hiç gaz salımı olmayan ve ticari olarak uygulanabilir kömür enerjisi teknolojisinin adı. 2003’te açıklanan, kamu-özel sektör ortaklığında yürütülen milyar dolarlık projede henüz santral inşası için bir yer tespit edilemedi.
Kanada hükümetinin inşa ettiği SaskPower ise dünyanın ilk salınımsız kömür santralı olma konusunda FutureGen’i geçebilir. 200 bin nüfuslu bir şehre yetebilecek 300 megavatlık santralin inşaatına bu yıl başlanması bekleniyor.
Bununla birlikte, bu projelerin hiçbirinin işe yarayacağına dair bir garanti yok. Uzmanlar CO2 üretmeyen kömür santralleri için önümüzde uzun bir zaman olduğunu belirtyor.
Reuters’e konuşan Alman E.ON şirketi yöneticisi Wulf Bernotat &com;Karbonsuz kömür en az 10-20 yıl daha mümkün değil&com; diyor.
Avrupa’daki kömür santralleri ilk olarak verimliliği arttırma çalışmalarına ağırlık vermiş durumda. Fakat bu yüzde 5 ya da 10’luk kazançlar iklim değişikliğini önlemek için yeterli olmayacak. Schrag, yeterli seçeneğin oluşması için ABD’nin 10 ila 20 karbon yakalama ve depolama çalışmasını desteklemesi gerektiğini yazıyor.
&com;ABD ve dünyanın geri kalanı, şimdi değilse bile yakında ve çok büyük miktarda karbon haczetmek zorunda&com;.