HAKLAR : Fransa'da Mahkûmlar "İdam Cezası Cezaevinden İyi" Diyor

thumb image

PARİS, 22 Ocak (IPS) – Fransa’da idam cezasının kaldırılmasından 25 yıl sonra bu şanstan yararlanan bazı mahkûmlar bu koşullar altında yaşamaktansa ölümü tercih edebileceklerini söylüyor.

Ömür boyu hapse mahkûm 10 kişi geçtiğimiz günlerde yayınladıkları bir açık mektupta &com;Hafif ateşte ağır ağır kavrulmaktansa hayatımıza bir anda son verilmesini tercih ederiz&com; diyordu. İdam cezası kalkmamış olsa bu mahkûmlar şu an infaz edilmiş olacaklardı.

Mektubu imzalayan mahkûmlar yaşamlarını çok uzak bir gelecekte özgürlüğe kavuşma umuduyla Fransız cezaevlerinde geçirmeyi &com;yavaş ölüm&com; olarak adlandırıyor. Hukukçular ve hak savunucuları da mahkûmların uzun cezalardan şikâyet etmekte haklı olduğunu söylüyor.

IPS’e konuşan avukat Thierry Lévy &com;25 yıl önce idam cezasının kaldırılması insanlık onurunun korunması için önemli bir adımdı&com; diyor. &com;Ama buna karşılık verilen ömür boyu hapis cezaları dolayısıyla bazı suçluların ve toplum olarak bizim ödemek zorunda kaldığımız bedel çok yüksek&com;.

Eylül 1977’de idam edilen Hamida Djandoubi, Fransa’da idam edilen son mahkûmdu.

Şu anda Fransa’da 525 olan ömür boyu hapis mahkûmu sayısı 1970’lerin ortalarında 200’ün altındaydı. Son 25 yılda suç sayısı ya da türlerinde değişiklik olmadığını belirten Lévy, ömür boyu hapis cezasının, idam cezası verilmemesini &com;telafi etmek için&com; kullanıldığını söylüyor.

Fransa’da ömür boyu hapis &com;güvenlikli hapis&com; adı altında, aftan yararlanamadan ya da iyi hal indirimi olmaksızın cezaevinde en az 20 yıl geçirmek demek. Hapis süresi 30 yıla kadar çıkabiliyor ve şu an ortalama 27 yıl. İnsan hakları kuruluşlarının yürüttüğü kampanya sayesinde 2005’te serbest kalan Lucien Léger 41 yıl hapis yatarak ülkede en uzun süre cezaevinde kalan mahkûm olmuştu.

1980’de idam cezasına çarptırılan en son kişi olan Philippe Maurice, ölümden Sosyalist Parti milletvekili ve ceza avukatı Robert Badinter sayesinde kurtulmuştu.

1970’ler boyunca idam cezasına karşı kampanya yürüten Badinter, zamanın Sosyalist Parti lideri ve yakın arkadaşı François Mitterand’ı da 1980-81 Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası sırasında bu konuyu gündeme almaya ikna etmişti.

Mitterand 1981 sonbaharında iktidara geldiğinde ilk işlerinden biri idam cezasını kaldırmak oldu; Badinter’i de adalet bakanı olarak görevlendirdi.

Badinter bugün hapis cezalarının kısaltılması ve eski mahkûmların toplumsal hayata katılımı için çalışıyor.

&com;Her mahkûmun bir gün hapishaneden çıkacağını unutmamalıyız. O gün geldiğinde normal bir şekilde toplumsal hayata katılmaya hazır olmalarını sağlamalıyız ve adalet sistemimizi buna göre yapılandırmalıyız&com;.

Birçok insan hakları grubu Fransız cezaevlerindeki durumun özellikle insanlık dışı olduğunu söylüyor. Fransız parlamentosu ve uluslararası kuruluşlar da bu konuda görüş birliği içinde. 2000’de bir parlamento komisyonu cezaevlerini &com;Cumhuriyetimizin kurumları arasında bir yüzkarası&com; olarak tanımladı. Dört yıl sonra bir başka komisyon raporunda cezaevlerindeki koşulların &com;daha da kötüleştiği&com; belirtildi.

Avrupa Konseyi insan hakları komiseri Alvaro Gil-Robles, bu yılın başında yaptığı bir açıklamada Fransız cezaevlerindeki koşulların, özellikle de aşırı kalabalığın &com;çarpıcı&com; olduğunu söyledi.

Gil-Robles cezaevlerindeki yoğunluğun sebeplerinden biri olarak uzun hapis cezalarını vurguladı.

Banka soygunu nedeniyle 20 yıl cezaevinde yatan Claude Lucas da koşulların korkunç olduğuna katılıyor. &com;İdam cezası demokrasi için bir utanç&com; diyor Lucas, &com;Ama onu kaldırıp yerine ömür boyu hapis cezasını koymak da bir o kadar korkunç. Ömür boyu hapis bir işkence, yavaş bir yok oluşa mahkum edilmek&com;.

Lucas adalet sisteminde 20 yıldan uzun ceza olmaması gerektiğini düşünüyor:

&com;Onca seneden sonra kimse normal bir hayata başlayamaz. Ömür boyu hapis cezasıyla herkes, öncelikle elbette mahkûmlar, ama toplum da kaybediyor&com;.